koder2.sitemynet.com
k_der.gif

GİRİŞ
KÖYÜMÜZ
HABERLER
HEDEFLER
YÖREMİZ
SİZDEN GELEN
FOTOĞRAFLAR1
FOTOĞRAFLAR2
FOTOĞRAFLAR3
YEMEKLER
ŞİİRLER
ÜRÜNLER
TÜRKÜLER
EMLAK
LİNKLER
NOT DEFTERİ

ÜRÜNLER


kapari.gif

KAPARİ YETİŞTİRİCİLİĞİ

Doç. Dr. Zihin YILDIRIM
E.Ü.Z F. Tarla Bitkileri Bölümü Bornova-İzmir

e-mail: zyildirim@ziraat.ege.edu.tr.

Kapari nasıl bir bitkidir?

Kapari sıcak ve güneşli iklimin olduğu bölgelerde doğal olarak yetişir. Çalımsı ve çok yıllık bir bitkidir. Yöresel olarak kedi tırnağı, kebere, gebere otu, gebre gibi değişik adlarla tanınır. Yaz boyunca yeşil kalan toprak üstü aksamı kışın kurur ve İlkbaharda yeniden sürgün verir. Avrupa ülkelerinde, vitamince zengin çiçek tomurcukları sos ve turşu yapımında kullanılan önemli bir besin kaynağıdır. Ülkemizde ise son yıllarda ihraç ürünü olarak ekonomik değer kazanmıştır.

Kapari gelişmiş kök sistemine sahiptir. Kuraklığa dayanıklı olması yanında fakir, kireçli, kıraç ve eğimli her tip arazide yetişebilir. Bu nedenle kapari, tarım dışı arazilerin değerlendirilmesinde ve ayrıca erozyon kontrolünde kullanılmaktadır.

Kapari bitkisinin yetiştirilmesi
Tohum temini

Kapari tohum ve çelikle üretilebilir. En ekonomik ve yaygın üretim şekli tohumlarıyla olmaktadır. Henüz tescil edilmiş çeşidi olmadığı için fide üretiminde doğadan toplanan tohumları kullanılır. Eylül ve Ekim aylarında olgun veya kurumuş meyveler toplanır, su içinde tohumları çıkartılır. Daha sonra tohumlar kağıt üzerine serilerek kurutulur. Kuruyan tohumlar kesekağıdı veya bez torbalar içinde rutubetsiz bir yerde saklanır.

Kapari tohumlarında çimlenme çok düşüktür (%8), fide üretimi yeter sayıda tohum kullanılarak sağlanabilir. Tohumların yüzeylerini zımpara kağıdı ile ovalayarak aşındırmak veya tohumları 500 'lik Giberellik asit( GA3 hormon) içinde 24 saat tutmak çimlenmeyi çıkartacaktır. Giberellik asit kimya depolarından temin edilebilir. 500 ppm GA3 için 65 mg GA3 birkaç damla alkolde eritilir ve 125 ml suyla tamamlanarak hazırlanır.

Fide Üretimi

Tohumlar Ocak ayı içinde eşit miktarda toprak-gübre-kum karışımlı fideliklere veya saksılara ekilir. Üzerleri 1 cm kalınlığında yanmış koyun gübresi ile örtülüp, bastırılır ve sulanır. Bunun da üzerleri naylon örtüyle kapatılır. Güneşli günlerde havalandırılarak bakım işlemleri yapılır. Tohumlar mart ayında topraktan çıkış yaparlar. Fideler 4-5 yapraklı olduklarında 12-13 cm çapındaki plastik saksılara birer fide olacak şekilde dikilirler.

Fidanların yaz boyu bakımları yapılmalıdır. Sulamalar sabah erken ve bitkilerin yaprakları ıslanmadan yapılmalıdır. Sonbaharda saksılar 10 gün arayla sulanarak, serada veya kuytu bir yerde muhafaza edilirler.

Fidelerin Tarlaya Dikimi ve Bakım

İlkbaharda yeni sürgünler veren kapari fideleri İzmir ve çevresinde 20 nisan da tarlaya şaşırtmaya uygundur. Fideler 30 cm derinliğinde açılan çukurlara kıraç arazilerde 2 veya 3 metre fide aralığı olacak şekilde dikilir. Dikim çukurlarına bir miktar yanmış koyun gübresi koymak faydalıdır.

Dikim sonrası can suyu verilmeli ve ilk yıl haftada bir sulama yapılmalıdır. Kapari bitkisi suya karşı duyarlıdır. Bu nedenle, sulamalarda bitki gövdesinin suyla teması engellenmelidir. Sonraki yıllarda sulama gerekmemektedir. Bu şekilde fidelerin tarlada tutma oranı çok yüksektir (100 fideden 98 tanesi tutar). Hazır kapari fidesi Bölge Orman Bakanlığı Fidanlıklarından temin edilebilir.

Bitkilerin kış aylarında kuruyan toprak üstü aksamı kesilerek tarladan uzaklaştırılır. Böylece bir sonraki yıl için sürgünlerin iyi gelişmesi sağlanır. Bitki ve tomurcuk zararlarına karşı Tarım İl Müdürlüklerinde uzmanlara danışarak ilaçlama yapılabilir.

Hasat

Kapari bitkilerinden tomurcuk toplanması üçüncü yıldan itibaren yapılmaktadır. Ancak bir bitki tam verime 4. yıldan itibaren ulaşır. Bitki başına 4-5 kg ürün alınmaktadır. Hektar başına 1-3 ton tomurcuk alınabildiği tespit edilmiştir. Sulama ile verim 2-3 misli artabilmektedir. Bir bitkiden 7-14 günde bir tomurcuk toplanır. Hasat, Mayıs-Eylül ayları boyunca devam eder. Tomurcuk toplanması sabah ve akşam serinliğinde yapılmalıdır.

Kapari tarımı kolaydır. Küçük aile işletmeleri için çok uygundur. Kaparinin “dolar açan tomurcuklar olarak tanımlanması iyi bir ihraç ürünü olmasından ileri gelmektedir. Denizli ve Bursa yörelerinde kültür bitkisi olarak yetiştirilen kaparinin İstanbul, Bursa ve Antalya gibi büyük şehirlerde ihracat alım merkezleri bulunmaktadır. Aydın'ın Söke ve İzmir'in Kemalpaşa İlçelerinde kapari işleme fabrikaları sos ve turşu imalatı yapmaktadırlar

------------------------------------------------
Gebereotunun "kapari" denilen çiçek tomurcukları Mayıs ayı ortalarından itibaren toplanmaya başlanır. Genellikle 10 mm'nin altındaki nohut şeklindeki tomurcuklar, toplama merkezlerinde % 20'lik tuzlu suda yada bir kat tuz bir kat kapari şeklinde katlanarak muhafaza edilir.

kapari.gif

kekikler.gif

KEKİK
(Diğer adı: Çalıkekiği)

Ballıbabagiller familyasındandır. Anayurdu Avrupa'nın güneyi olup ülkemizde kekik türlerinden 40 kadarı güneş gören kurak tepeler ve sırtlarda kümeler oluşturarak yaygın ve doğal biçimde yetişmektedir. Bu türlerden en çok bilineni Adi kekik (T. vulgaris) 25-30 cm. kadar boylanabilen ve kışın yapraklarını dökmeyen çokyıllık çalıdır. Yeşil-kahverengi dörtgen kesitli gövdesi, bitkinin ikinci yılında odunsulaşır. Tüylerle kaplı gri-yeşil renkli, hoş kokulu ince yaprakları 1 cm. kadar uzunlukta olur. Bitkinin soluk erguvani renkli çiçekleri, yaz başı ile ortası arasında açar. Küre biçimli minik tohumları parlak kahverengidir. Bol güneşli yerleri ve suyu iyi akıntılı alkalik toprağı seven kekik, döktüğü tohumlarıyla çoğalır. Ayrıca, Avrupa'da bazı yerlerde kültürü yapılmakta, kış mevsimi dışında her zaman gövde çelikleri alınarak ya da ilk ve sonbaharda bitkinin tamamı veya kökü bölünerek de üretilmektedir.
Adi kekikte timol, karvakrol, simol, linalol ve borneol maddelerini içeren % 1 oranında uçucu yağ; acı esanslar, tanen, flavonit ve tripenoit bulunur. Kekik bitkisine hoş kokusunu veren, timol ve karvakrol adlı maddelerdir. Kurutulmuş kekik yaprakları, çeşni vermesi için özellikle çorba ve et yemeklerinde baharat olarak kullanılır. Ancak kokusu çok keskin, bitkinin tadı da acı olduğu için, kekik, yemeklerde çokça tüketilmemelidir. Bal arıları kekik türlerini çok sever ve makbul olan kekik balı yaparlar.

TIBBİ ETKİLERİ VE KULLANIMI

Bedene yararlı nitelikleri ta Antik çağlardan beri öğrenilerek kullanılagelen bütün kekik türlerinin tıbbi etkileri birbirlerine benzer. Bu etkileri ve bitkiden yararlanma yöntemleri şöyle özetlenebilir:

-Midevidir: İştahı açar, sindirimi kolaylaştırır. Dispepsi (hazımsızlık) durumunun atlatılmasında etkilidir.
-Aşırı içki içilmesi sonrasında bedende meydana gelen rahatsızlıkları atlatmaya yardımcı olur.
-Gaz söktürücüdür.
-Yatıştırıcıdır.
-İdrar söktürücüdür.
-Spazm çözücüdür.
-Kan dolaşımını hızlandırıp artırır.
-Solucan (kurt) düşürücü etkisi vardır.
-Terletici ve balgam söktürücüdür.
-Soğuk algınlığı, nezle, boğaz ağrıları ve taciz edici öksürüğün atlatılmasında yararlı olur.
-Saman nezlesinin iyileştirilmesinde etkilidir.
-Bronşit, boğmaca ve astım tedavilerinde başarıyla kullanılır.
-Doku ve damar büzücü etkileri nedeniyle çocuklarda diyare ve yatak ıslatma durumlarının iyileştirilmesinde yardımcı olur.
-Bedeni güçlendirici tonik etkisi vardır.

Bütün bu etkilerinden yararlanmak üzere, kekik türlerinin yaprakları kurumuş dallarının üzerinden elle sıyrılarak alınır. Bitkinin çiçekli tepeleri ise yaz başından sonuna kadar yağışsız günlerde toplanır. Bunlar, gölge ve havadar yerde özenle kurutulur, kuru yapraklarla karıştırılır. Karışımdan 2 tatlı kaşığı alınıp 1 bardak kaynar suya dökülür. 10 dakika süreyle demlendirilerek elde edilen infüzyon, günde üç kez birer bardak olarak içilir. Tadı acı olduğundan içine biraz bal katılarak alımı kolaylaştırılır.

-Kekik ayrıca antiseptik (mikrop kırıcı) bir bitkidir. Özellikle iltihaplı yaraların temizliğinde ve iyileştirilmesinde etkili olur.
-Akne tedavisinde de temizleyici ve iyileştirici etkileri görülür.

Bu etkilerinden yararlanılmak için piyasada satılan ve her türlü kekiklerin damıtılmasıyla elde edilen kekikyağı, sulandırılarak yara ve aknelere dıştan uygulanır ya da yukarıda anlatılan kurumuş kekik karışımdan 2-3 tatlı kaşığı alınıp suda kaynatılarak elde edilen dekoksiyon yaralara ve akneli yerlere dıştan uygulanır.

-Kekik, larenjit (gırtlak iltihabı) ve tonsilit (bademcik iltihabı) durumlarında da iyileştirici olur. Bunun için yukarıda tarifi verilen dekoksiyonla ağızda derin gargara yapılır.

UYARI
Kekiğin içerdiği karvakrol adlı madde bazı kişilerin cildinde yakıcı ve kızartıcı etkiler yapabileceğinden, kekikyağı sulandırılarak uygulanmalıdır.

NOT;
Kimi aktar ve baharatçılarda aslında Mercanköşkü türleri olan bazı bitki ürünleri İstanbul ve İzmir kekikleri diye; Sater adlı bitki de kekik diye adlandırılarak satılmaktadır.

zeytin.jpg

ZEYTİN

Zeytin ağacı (olea europea), narin bir ağaçtır. Ağır ve zahmetli büyümesine karşın oldukça uzun ömürlüdür. Bir zeytin ağacının ortalama ömrü 300-400 yıldır. Ancak bin, hatta 3 bin yaşında zeytin ağaçlarına da rastlanmıştır. Bu nedenle, zeytin ağacının adı, mitoloji ve botanikte ölümsüz ağaçtır.
Derinlere uzayan kökleri sayesinde kalkerli, çakıllı, taşlı ve kurak topraklarda yetiştirilmeye elverişli olan zeytin ağacı için en verimli ortam, yazları sıcak, kışları ise ılıman geçen iklimlerdir. Çünkü zeytin ağacı, ışığı, güneşi ve 15° C üstündeki sıcaklığı sever. Yıllık ortalama 220 mm yağış, zeytin ağacının verimli bir şekilde büyümesi için yeterlidir. Bu özelliklerinden ötürü, her ne kadar Akdeniz iklimini severse de, günümüzde Kaliforniya (ABD), Japonya, hatta güney yarım küredeki Avustralya'da zeytin tarımı yapılmaktadır. Zeytin ağacı genellikle rakımı düşük coğrafyalarda yetişir. Ancak denizden 1000 metre yükseklikte de zeytin tarımı yapılabilmektedir.
Çalı görünümündeki zeytin ağacının yapraklarının üst yüzü koyu, alt yüzü ise gümüş rengindedir. Yapraklar, mükemmel bir düzen içinde, dalın iki tarafından karşılıklı olarak çıkar. Ortalama 40-50 santimetre genişliğindeki gövde çürümeye karşı çok dayanaklıdır. Ağaç yaşlanınca, yamrulardan gelişen yeni uçlar gövdeyi tazeler. Ortalama boyu 4-10 metre olan zeytin ağacı bir yıl bol, bir yıl az ürün verir. Çiçek verme mevsimi kuzey yarım kürede Nisan-Haziran ayları arasındadır. Yeşil zeytinler, Ağustos ayı sonundan Kasım ayı başına kadar olan süre içinde olgunlaşır. Hasat, Kasım ile Mart ayları arasında yapılır.

tz_imglogo.jpg

ADA ÇAYI (Salvia officinalis)

Dişotu ve meryemiye adları ile de tanınır. 30-70 cm boyunda olan bitkinin menekşe renkli çiçekleri halka dizilişlidir. Karşılıklı olan beyaz keçeli yaprakları gümüş gibi parıldar ve acımtırak, ıtırlı bir koku yayarlar. Bahçe adaçayı, güneşli bir yerde yetiştirilmelidir. Don olayına karşı duyarlı olduğu için, kış boyunca çam dalları ile örtülmesi doğru olur. Ülkemizde İzmir bölgesinde bahçe adaçayı yetiştirilmektedir. Bir başka cins olan çayır adaçayı (Salvia pratensis -Salvia tribola), çayırlarda, bayırlarda ve meralarda yetişir. Çevresine ıtırlı hoş bir koku yayan mavi–menekşe renkli çiçeklerin pırıltısı uzaklardan seçilebilir. Çayır Adaçayı (Anadolu adaçayı) batı ve güney-batı Anadolu'da bol olarak yetişmektedir. Anadolu adaçayından "elma yağı" veya "acı elma yağı" denilen yağ da üretilmektedir. Bu tür adaçayı da kimyasal yapı ve tedavi etkisi bakımından tıbbi (bahçe) adaçayına benzemektedir. Fakat burada tanıtmaya çalışacağımız bahçe adaçayı (tıbbi adaçayı) ise, şifalılık bakımından daha etkilidir.

Toplama/Kurutma : Bitki yaprakları çiçeklenme öncesi, Mayıs-haziran aylarında toplanır. Etken maddelerinin doruğa ulaştığı öğlen saatlerinde toplanan yapraklar, gölgeli ve havdar bir yerde kurumaya bırakılır. İyice kuruduktan sonra ince kıyılarak, hava almayan kaplarda saklanır.

Bileşim : Eterli uçucu yağlar, %30 Thujon, %5 Cineol, Linalol, Borneol, Salven, Pinen ve kafur; tanenler, triterpenoitler, flavonlar; Östojen benzeri maddeler; reçineli bileşikler içerir.

Bu bitkinin çiçekleri, gargara ve adaçayı sirkesi yapmak için toplanır (bir avuç çiçek, doğal sirkenin içinde bir süre bekletilir) ve elde edilen sirke, uzunca bir süre hasta yatağından kalkamayan kişilere rahatlatıcı ve canlandırıcı anlamda sürülerek, masaj yapılır. Yapraklar daha çiçeklenme başlamadan, mayıs ve haziranda toplanır. Bitki kuru ve güneşli günler boyunca, eterli yağlar oluşturduktan sonra, yapraklar öğlen güneşinde toplanır ve gölgede kurutulur. Adaçayı, çok eski çağlarda da ünlü bir şifalı bitki olarak tanınırdı. 13. Asırdan kalma bir dizede şöyle deniyor: “Eğer dikmişsen adaçayını bahçeye, ne gerek var ölmeye!"

Adaçayının eski çağlarda da ne büyük bir övgü ile anıldığını, çok eski bir şifalı bitki kitabı şöyle anlatıyor: "Kutsal Meryemana, Bebek İsa ile Herodes’un gazabından kaçmak zorunda kaldığında, kendisini saklamaları için, çayırdaki tüm çiçeklerden yardım istemiş, ama hiçbir çiçek ona yanıt vermemiş. İşte o zaman adaçayı eğilmiş ve Meryemana sığınacak bir yer bulmuş. Onun sık ve koruyucu yapraklarının arasına girerek Herodes’un askerlerinden saklanmış ve askerler onu görmeden geçip gitmişler. Tehlike geçiştirildikten sonra, saklandığı yerden çıkan Meryemana, tatlı sesiyle adaçayına şöyle demiş: Bu andan sonra sonsuza dek insanların en çok sevdiği çiçek sen olacaksın. Seni, insanları tüm hastalıklardan koruyacak kadar güçlü kılıyorum. Bana yaptığın gibi, onları da ölümden kurtar!” İşte o zamandan beri adaçayı, insanları iyileştirmek ve onlara yardım etmek için her yıl yeniden çiçekleniyor.

Adaçayı sıkça içildiğinde tüm bedeni güçlendirir, kalp krizi tehlikesini azaltır ve kötürümlüklerde çok yaralıdır. Gece terlemelerinde ve aşırı terlemelerde, lavanta çiçeğinin yanı sıra, yardımcı olabilecek tek bitkidir. Gece terlemesine neden olan hastalığı iyileştirir ve bu hastalıkla el ele giden aşırı güçsüzlüğe, canlandırıcı etkisi sayesinde son verir. Hastalık sonrası güçsüzlük hallerinde başarıyla kullanılabilir. Pek çok doktorun, adaçayının değerli özelliklerini artık iyice tanımış olduklarını biliyoruz (Referans1: M.Treben). Onu kramplarda, omurilik rahatsızlıklarında, beze hastalıklarında ve organ titrekliklerinde büyük bir başarıyla kullanıyorlar. Yukarda belirtilen hastalıklarda, günde 2 su bardağı çay yudumlanarak içilmelidir. Adaçayı, hasta karaciğeri de çok olumlu etkiler, onunla ilgili tüm rahatsızlıkları giderir ve gazları yok eder. Kan temizleyici etkisi vardır. Solunum organlarını ve mideyi balgamsı salgılardan temizler, iştah açıcıdır. Mideyi ve bağırsakları rahatlatır, gazların dışkılanmasını sağlar. Kramp çözücü etkisi sayesinde, ishalde çok rahatlatıcıdır. Böcek sokmalarında, sokulan bölgeye adaçayı yaprağının tozu uygulanır. Adaçayı, dıştan uygulandığında, yaprağın tozu uygulanır. Adaçayı dıştan uygulandığında (Çalkalama ve Gargara), bademcik iltihabı, boğaz hastalıkları, diş iltihaplanmaları, yutak ve ağız boşluğu iltihaplanmalarında veya ülserlerinde özellikle önerilir. Eğer zamanında adaçayı kullanılmış olsaydı, pek çok çocukta ve yetişkinde bademcik ameliyatına gerek kalmayabilirdi. Bedenimizin polisleri olarak, zehirli maddeleri yakalayan ve zararsız hale getiren bademcikler alındığında, ağızdan giren zararlı maddeler doğruca böbreklere ulaşırlar. Adaçayı, sallanan dişlere, dişeti çekilmesine ve kanamasına karşı da (Çalkalama ve Gargara) başarıyla kullanılabilir veya bitki çayına batırılan pamuk hasta bölgelere uygulanır. Ayrıca dıştan kullanımda da, gargara ve çalkalamaların yanısıra yara kompresi olarak da kullanılabilir. Sinirli ve yorgun olan kişiler ve dölyatağı (rahim) hastalığı çeken kadınlar arada sırada adaçayı oturma banyoları almalıdırlar. Zayıf ve güçsüz çocuklara balla tatlandırılarak içirilir. Bu çay, tahriş kaynaklı öksürüklerde de başarılıdır. Şifalı bitki olarak kullanılmasının yanı sıra, adaçayının çok değerli bir baharat olduğunu ve böylece mutfaklara girdiğini de unutmamak gerekir.

UYARILAR:

Adaçayının aşırı kullanımında kan basıncı (tansiyon) yükselebilir. Dölyatağı (Rahim) kaslarını uyardığı için, gebelik sürecinde kullanılmaz. Annelerin süt üretimini durdurur. Önerilen dozajlara uyulduğunda, bilinen başka bir yan etkisi yoktur.

reklam.gif


webmasterr@ilkposta.com

Her bilgiyi herkes kaynak göstererek kullanabilir, çoğaltıp dağıtabilir.Copyright © 2004